Akdeniz: Dünya devriminin yeni havzası!

The Mediterranean: new basin of world revolution!

البحر الأبيض: الحوض الجديد للثورة العالمية

مدیترانه: حوزه جدید انقلاب جهانی

Il Mediterraneo: nuovo bacino della rivoluzione mondiale!

Μεσόγειος: Νέα λεκάνη της παγκόσμιας επανάστασης!

Derya Sıpî: Deşta nû a şoreşa cihânê

Միջերկրական ծով: նոր ավազանում համաշխարհային հեղափոխության.

El Mediterráneo: Nueva cuenca de la revolución mundial!

La Méditerranée: nouveau bassin la révolution mondiale!

Mediterrâneo: bacia nova da revolução mundial!

DİP-EEK ortak bildirisi: Ege’de ve Akdeniz’de savaşa karşı savaş!

Doğu Akdeniz’de ve Ege’de denizde donanmalar, havada savaş uçakları, hepsinin arkasında ise Türkiye ve Yunanistan’ın hâkim sınıflarının çıkarları karşı karşıya gelmiş durumdadır. Bu karşı karşıya gelişin bir sıcak savaş felaketiyle sonuçlanması tehlikesi dahi mevcuttur. Yunanistan ve Türkiye burjuva devletleri bölgede deniz yetki sahaları ile ilgili farklı tezler ileri sürmektedir. Bu tezleri ileri sürenler aynı zamanda kendi milli çıkarlarının, halklarının menfaatlerinin savunucusu olduklarını iddia etmektedirler. Ancak gerçek bunun tam tersidir.

Türkiye ve Yunanistan’da kapitalist iktidarlar hali hazırda emekçi halka ekonomik krizin ağır faturasını ödetmektedir. Yoksullukla boğuşan halka Doğu Akdeniz’in doğal zenginliklerini vadeden bu iktidarlar yalan söylemektedir. Her iki ülkenin hâkim sınıfları Akdeniz’in zenginlikleri üzerinden yürüttükleri paylaşım mücadelesinin aslan payını kendilerini himaye eden güçlere vadetmektedir. Burada yürütülen kavga Total’in, ENI’nin, Shell’in, BP’nin, Exxon Mobil’in kavgasıdır. Türk ve Yunan emekçi halklarının değil.

İki ülke arasında gemilerinin köşe kapmacası, savaş uçaklarının it dalaşları, iç kamuoyuna yönelik militarist şovlara dönüşürken iki taraf da dengeyi bozmak için kendi yanına daha fazla emperyalist gücü çekmek istemektedir. Gerçekte, her iki ülkenin hükümeti ve hâkim sınıfları birbirleriyle çelişki içinde olan ve bu çelişkide her iki ülkeyi de kendi çıkarları için manipüle eden emperyalist güçlere yardakçılık yapmaktadır.

Yunanistan hükümeti “benim sınırlarım AB sınırlarıdır” demekte, böylece AB’nin desteğini aldığını iddia ederek Yunan halkını kandırmaktadır. Meselenin özünde yatn ise şudur: Almanya ve Fransa başta olmak üzere Avrupalı emperyalist güçler kendi aralarındaki rekabette bir ülkeyi diğerine karşı oynamaktadır.  Macron, Miçotakis hükümetine karada ve denizde askeri destek vadetmektedir. Ancak karşılığında Yunanistan’a iki savaş gemisi satmak ve Yunan ordusunu Libya iç savaşında, Lübnan’da ve bir bütün olarak Doğu Akdeniz’de Fransa’nın emperyalist müdahalesini genişletmek için kullanmak istemektedir. Bu süreçte Türkiye’nin hakim sınıflarıyla köklü ilişkilere ve Türk ekonomisi üzerinde yerleşik çıkarlara sahip olan Merkel’in Almanya’sı ise Türkiye’ye altı denizaltı satmıştır.

Brexit’i alkışlayan ve bunda Suriye, Libya ve Ortadoğu’daki Sünni İslamcı/Rabiacı maceraları için İngiliz sponsorluğu fırsatı gören Türk hâkim sınıfları ise ülkenin kaynaklarını İstanbul-Londra ekseninde oluşturulan finansal saadet zinciri ile emperyalist tefecilere aktarmaktadır.

Her iki ülke de hâli hazırda birer NATO üyesi olarak ABD’nin desteğini aramaktadır. Yunanistan, Amerikan emperyalizmine yeni askeri üsler vadederken, Pompeo’nun emperyalist talimatları doğrultusunda Mısır’daki Sisi diktatörlüğü ile Türkiye-Libya’nın imzaladığına benzer bir Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalamıştır.

Türkiye ise Libya’da ve Suriye’de Rusya’ya karşı bir Amerikan savaşına vekâlet etmeye hazır olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin son dönemde Rusya’dan aldığı S-400 füzeleri ise Yunan uçaklarına tehdit olmaktan daha çok ABD emperyalizmi ile bir pazarlık kozu işlevi görmektedir.

Doğu Akdeniz’deki doğal kaynak hırsızlığının ilk halkası İsrail’dir. Yunanistan, İsrail’in Filistin halkından gasp ettiği zenginlikleri Kıbrıs ve Girit üzerinden Avrupa’ya taşımak istemektedir. Türkiye ise Siyonistleri boru hatlarını Adana’ya çekmenin daha kârlı olduğuna ikna etmeye çalışmaktadır. Yunanistan İsrail’le yeni askeri anlaşmalar imzalamaktadır. Türkiye ise hâli hazırda utanç kaynağı olan Malatya Kürecik’te konuşlandırdığı radar üssü ile İran’a karşı İsrail’in başlıca askeri kalkanı durumundadır.

Bugün adeta bir uluslararası savaş denizine dönen Akdeniz yakın zamanda çok daha farklıydı ve Güney Avrupa’yı sarsan kitlesel yükselişlerle, Türkiye’de Gezi isyanıyla ve nihayet Arap devrimleriyle adeta umudun denizi olmuştu. Tüm yenilgilere, geri çekilişlere, ihanetlere, askeri darbelere, emperyalist saldırganlıklara rağmen, büyük oranda pandeminin etksisiyle yaşanmış bir duraksamanın ardından devrim geri dönmektedir. Lübnan, emperyalizme ve hâkim sınıflara korku salan, kitlelerin geri dönüşünün açık bir örneği olarak karşımızdadır. Şimdi Akdeniz’i savaşın denizi haline getirenler Yunanistan’da ve Türkiye’de grevleri kıran, kemer sıkma paketlerini dayatan burjuvalar, halkların hürriyet talebini bastıran müstebit iktidarlar ve onların sokak güçleri olan bilimum faşist çetelerdir.

Aynı güçler Akdeniz’de özellikle de Arap dünyasında devrimci ve ilerici ne gelişme varsa onun yeminli düşmanı olanlarla ya da bu hareketin içinden gelip ona ihanet edenlerle paktlar kurmaktadır.  Yunanistan Mısır devriminin katili Bonapart Sisi cuntasıyla, Türkiye devrimin hırsızı Müslüman Kardeşlerle, Yunanistan Abu Dabi’nin emiriyle, Türkiye Katar’ın emiriyle, Yunanistan Suud’un kralıyla, Türkiye Fas’ın kralıyla cephe kurmakta, Libya’da ise tuttukları savaş ağalarıyla birbirleriyle kapışmaktadırlar. Bu kavgadan bölgenin emekçi halkları için en ufak bir hayırlı sonuç çıkma ihtimali olabilir mi?

Tüm bu gerici ve haksız çıkar kavgasının ortasında Kıbrıs, adeta üzerinde insanların yaşadığı bir ada olmaktan çıkmış, Türk ve Rum Kıbrıslıların insan değil “doğal kaynak” muamelesi gördüğü bir paylaşım nesnesine indirgenmiştir. Ada ve üzerinde yaşayan her şey tehdit altındadır. Barış ve çözüm gittikçe uzaklaşmaktadır. Türkiye ve Yunanistan “garantörlük” adı altında büyük bir çekişme içindeyken, ada üzerinde garanti altında olan tek varlık, Ortadoğu’ya kan kusan kötü ünlü İngiliz üsleridir.                 

DİP ve EEK olarak Türkiye ve Yunanistan’ın emekçi halklarına çağrımızdır. Bir kez daha bu gerici, şovenist, militarist ablukayı kırmalı ve Akdeniz’i yeniden bir devrimci havzaya dönüştürmeliyiz. Türkiye ve Yunanistan’ın, Kıbrıs’ın ve tüm Akdeniz’in emekçi halklarının çıkarları ortaktır. Bu çıkarlar yerli hakim sınıflara, emperyalizme ve Siyonizme karşıdır.  Kendi ülkelerimizin sömürücü ve emperyalist-Siyonist işbirlikçisi hakim sınıflarına karşı mücadele etmeli, kardeşlik elimizi Ege’nin diğer yakasına uzatmalıyız.

Ege’de ve Akdeniz’de savaşa hayır! Avro, dolar ya da ExxonMobil, Total, ENI, BP ya da Shell gibi büyük petrol şirketlerinin çıkarı için ölmeyeceğiz, öldürmeyeceğiz! Barış için sınıf savaşını yükseltelim! Esas düşman kendi ülkemizdedir: Emperyalist patronlarına hizmet eden Yunan ve Türk kapitalistleri, burjuva iktidarları ve rejimleri!            

Hâkim sınıfların kıyılarda çizdiği hayali sınırlar için birbirimizin kanını dökmek yerine bizleri ayıran sınırları kaldırmak için savaşalım!

Sermayenin ve emperyalizmin çıkarları için can vermek yerine bizleri sömüren kapitalist düzene son vermek, Avrupa ve ABD emperyalizminin zincirlerini kırmak için mücadele edelim.

Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’taki tüm yabancı askeri üsler kapatılsın!

Türkiye ve Yunanistan NATO’dan derhal çıksın!

ABD ve AB emperyalizmlerinin boyunduruğuna hayır!

İsrail’le tüm askeri, ticari, diplomatik ilişkiler kesilsin! Yaşasın Filistin halkının kurtuluş mücadelesi!

Türkiye ve Yunanistan’la birlikte bağımsız birleşik bir Kıbrıs’ı da içine alacak bir Balkan Sosyalist Federasyonu için ileri!

Yaşasın Akdeniz devrimi ve sosyalist dünya devrimi!

Yaşasın devrimci enternasyonalizm! Savaşa karşı savaş!

 

EEK-İşçilerin Devrimci Partisi (Yunanistan)        DİP-Devrimci İşçi Partisi (Türkiye)