Akdeniz: Dünya devriminin yeni havzası!

The Mediterranean: new basin of world revolution!

البحر الأبيض: الحوض الجديد للثورة العالمية

مدیترانه: حوزه جدید انقلاب جهانی

Il Mediterraneo: nuovo bacino della rivoluzione mondiale!

Μεσόγειος: Νέα λεκάνη της παγκόσμιας επανάστασης!

Derya Sıpî: Deşta nû a şoreşa cihânê

Միջերկրական ծով: նոր ավազանում համաշխարհային հեղափոխության.

El Mediterráneo: Nueva cuenca de la revolución mundial!

La Méditerranée: nouveau bassin la révolution mondiale!

Mediterrâneo: bacia nova da revolução mundial!

Seçim kavgası bitti sınıf kavgası kızışacak!

Bu yazı Devrimci İşçi Partisi'nin merkez organı Gerçek gazetesinin seçimden sonraki ilk sayısının başyazısıdır.

 

Erdoğan seçimi kazanmasına kazandı ama depremin enkazının üzerine bir de ekonomik enkaz ekledi. Uyguladığı seçim ekonomisi krizin belirtilerini ertelemeye yönelikti. Ölümcül hastaya ağrı kesici ya da düpedüz morfin vermek gibi. Hastalığın belirtileri geçici olarak hafifletildi ama hastalığın kendisi ilerledi. Ülke Erdoğan’ın sözüm ona “Türkiye Yüzyılı”na devasa bir borç batağına batmış olarak, Merkez Bankası boşaltılmış, devlet bütçesi delik deşik olmuş bir şekilde giriyor. Erdoğan’ın emekçi halka ödetmeye hazırlandığı kabarık bir fatura bizleri yani işçileri, emekçileri, küçük esnafı ve köylüyü bekliyor. Tahsilat memuru olarak emperyalist finans çevrelerinin gözdesi ve bizzat kendisi de İngiliz vatandaşı olan Mehmet Şimşek çoktan göreve çağrıldı.

Hayat pahalılığı giderek artacak. Önümüzde yerel seçimler olduğu için Erdoğan yine asgari ücret zamları yapacak eli mahkûm, ama makas giderek açılacak ve yoksullaşma hızlanacak. Bütçe açığını kapatmak için zaten ağır olan vergiler daha da artacak. Ücretler gibi hemen fark edilmeyecek işçinin emekçinin yararlandığı eğitimden sağlıktan kesintiye gidilecek. Köylü tefecinin insafına terk edilecek. İşsizlik belasının da dalga dalga tüm bunlara eklendiğini göreceğiz. İşsizler ordusunun büyümesi çalışanların ücretlerini aşağıya çekecek, patronlar zam isteyene kapıyı gösterecek, bazıları sureti haktan görünüp “işçi çıkarmak istemiyoruz ama…” diye başlayan cümlelerle aba altından sopa gösterip işçilere sefalet ücretlerini dayatmaya çalışacak. Erdoğan ise sermayenin bu sınıf saldırısında yine en kritik rolü oynayacak. İngiliz Mehmet’i yanına alıp yapısal reform yapıyoruz diyerek işsizlikle mücadele kisvesi altında kıdem tazminatının kaldırılması ve esnek çalışmayı raftan indirecek.

İşte işçi sınıfına ve emekçi halka Erdoğan’ın ödetmeye hazırlandığı ağır fatura budur. Hoş Kılıçdaroğlu da kazansa farklı bir programla gelmeyecekti. O Mehmet Şimşek’in yerine bu işi Ali Babacan’a havale etmişti. Enkaz devraldık diyecekti. Ama Erdoğan farklı bir yol izleyecek. Seçimi kazanmak için kitleleri ikna etmekte kullandığı tüm demagojik argümanları bu sefer aynı kitlelere acı reçeteyi içirirken kullanacak. Krizin sorumluluğunu dış güçlerin oyunu olarak lanse edecek. Beka sorunu edebiyatına devam edecek, soğan ekmek yeseniz de işsiz kalsanız da vatan millet aşkına susun diyecek. Sesini çıkaranı ise terörist ilan edecek. Bu seçim sürecinde iktidarın propagandasına kanıp başka partiyi tutan sınıf kardeşine, iş arkadaşına, komşusuna terörist vatan haini diye çıkışanlar belki de bir anda ve sırf hakkını aradığı için terörist olarak yaftalananlardan olacak.

Tekel işçisinden THY işçisine, inşaat işçisinden metal işçisine, madenciden tersane işçisine, köylüsünden aydınına, spor taraftarından sanatçısına, öğrencisinden öğretmenine kimler terörist ilan edilmedi ki?  Ve kimsenin daha önce hangi partiye oy verdiğine bakılmadı. Yarın da bakılmayacak. İstibdadın sopası, kime oy vermiş olursa olsun hakkını arayanın başına indirilmek istenecek. Ama kimse kusura bakmasın! İşçi sınıfının eli de armut toplamayacak elbet! Seçimini mücadeleden ve örgütlenmeden yana yapanlar işçiye, emekçiye, halka kalkan sopayı kırmasını bilir. Gerektiğinde fabrikaları da meydanları da zapt eder. Barikatları aşar, grev yasaklarını yırtar!

İşçi sınıfımıza sesleniyoruz. Seçimlere bakıp zafer turuna çıkan da karalar bağlayan da yanlış yapar. Tarihimize bakalım ve hatırlayalım. Gençler okusun araştırsın, eskilere sorsun. Sonucunda işçinin, emekçinin, köylünün ihya olduğu tek bir seçim var mı? “Su kullananın, toprak işleyenin” diye emekçiyi yanına çeken Ecevit bile seçildikten sonra DİSK’e döndü, “kimseye ödeyeceğimiz diyetimiz yok” dedi. Farklı farklı partiler geldi hepsi faturayı işçiye emekçiye ödetti. Ama tarihimizde grev hakkını grevle kazanan Kaveller var. İşçi sınıfının sendikasına, örgütlülüğüne, birliğine sahip çıkarak ayağa kalktığı, koskoca konfederasyon DİSK’i kurtaran 15-16 Haziranlar var. MESS’i ezen büyük grevler var. Kıdem tazminatı o dönemin mirası bize. Ankara’yı zapt eden Tekel direnişleri, Koç’ları tir tir titreten metal grevleri var. Zonguldak madencilerinin dev grevi ve yürüyüşü madenlerin kapatılmasını önledi. AKP’nin ilk döneminde, mesela fındıkta, güçlü üretici mitingleri köylünün tüccarca soyulmasına engel getirdi. 12 Eylül karanlığını yırtan 1989 Bahar Eylemleri, kamu emekçilerinin sendikalarının yasalaşmasını sağlayan Kızılay direnişi, 10. yıldönümünü yaşadığımız Gezi ile başlayan halk isyanı ve daha niceleri…

Hakların söke söke alındığı, yasakların yırtılıp atıldığı, barikatların aşıldığı, meydanların zapt edildiği, sonunda emekçi halkın patronlara ve onların iktidarlarına hatırı sayılır faturalar ödettiği örnekler bunlar. “Terörist”, “anarşist” yaftalarının yırtılıp atıldığı, halk arasında yayılan düşmanlığın işçilerin birliği ve halkların kardeşliği ile bertaraf edildiği, Türk’ün Kürt’le Sünni’nin Alevi’yle el ele omuz omuza sınıf düşmanına karşı dövüştüğü örnekler bunlar. Seçimini mücadeleden ve örgütlenmeden yana yapanların eseri olan yol gösterici örnekler bunlar. Ve gelecekte bu örneklere mutlaka yenileri eklenecektir. Geçmiş işçi kuşakları size büyük miras bıraktı. Tarih yapma sırası sizin! Zafer doğru seçimi yapanların, sınıfını bilen, saflarını sıklaştıran ve sınıf mücadelesi yolundan yürüyenlerin olacaktır!