Akdeniz: Dünya devriminin yeni havzası!

The Mediterranean: new basin of world revolution!

البحر الأبيض: الحوض الجديد للثورة العالمية

مدیترانه: حوزه جدید انقلاب جهانی

Il Mediterraneo: nuovo bacino della rivoluzione mondiale!

Μεσόγειος: Νέα λεκάνη της παγκόσμιας επανάστασης!

Derya Sıpî: Deşta nû a şoreşa cihânê

Միջերկրական ծով: նոր ավազանում համաշխարհային հեղափոխության.

El Mediterráneo: Nueva cuenca de la revolución mundial!

La Méditerranée: nouveau bassin la révolution mondiale!

Mediterrâneo: bacia nova da revolução mundial!

Lenin’i Savunurken: SSCB’nin çöküşüne dair Putin’e bir yanıt

 

 

21 Şubat 2022 gecesi Vladimir Putin’in kablo televizyonu aracılığıyla yayınlanıp birçok dile eş zamanlı olarak çevirilen ve böylece dünya genelinde geniş bir izleyici kitlesine ulaşan konuşmasının en önemli yanlarından birisi, Rusya ve Ukrayna arasındaki ilişkilerin tarihi yönüne dair uzun uzun konuştuğu kısımdı.

Okuyucularımız DİP’in kardeş partileri ile birlikte henüz başlamış olan savaşa karşı yaklaşımında sorumluluğun tamamen NATO ve Batı emperyalizmine ait olduğunu vurguladıklarını bilmektedir. Bu savaşın gerçek nedeni, Ukrayna ve Gürcistan'ı NATO'ya dahil etme tehdidi ile doruğa ulaşan dört ardışık genişleme dalgasıyla otuz yıllık süreçte Rusya'yı kuşatma çabalarıdır. Ancak, Putin'in mevcut gerici müstebit rejimi, şu anda Rusya'nın karşı karşıya olduğu bela ile başa çıkmada bir engel ve eski Sovyet coğrafyasındaki halklar arasındaki ilişkilerin geleceği için bir felakettir. Putin'in konuşmasının tarihsel kısımları tam olarak bu nedenle önemlidir. Eski Sovyet devletlerinin geleceği için önümüzde iki vizyon bulunmaktadır: Büyük Rus milliyetçisi Vladimir Putin'in vizyonu ve büyük proletarya enternasyonalisti Vladimir Lenin'in vizyonu. İşte okuyucuya, Putin'in konuşmasından okurun çıkarmasını istediğimiz sonuç budur.

Putin'in SSCB'nin (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) 1922'de kurulmasından 1991'de çöküşüne kadar olan tarihle ilgili tüm söyledikleri, pek gizleme ihtiyacı dahi duymadığı bir hedef için yapılan arka plan muhakemesidir. Bu hedef tamı tamına Rusya Federasyonu'nun Çarlık Rusyası'nın sınırları temelinde yeniden kurulmasıdır. Çöküş travmasını nihayet aşan Rus yönetici sınıfları, şimdi gözlerini SSCB'nin eski sınırlarına çevirmektedir, ki bu sınırlar, birkaç değişiklikle birlikte, kabaca Çarlık İmparatorluğu'nun topraklarına denk gelmektedir. Başka bir deyişle ifade etmek gerekirse, bu Finlandiya, Polonya ve üç Baltık ülkesi hariç olmak üzere, Çarlık İmparatorluğu'nun tüm halklarının 1917 Ekim Devrimi'nin temelinde kurulan yeni devlete katılmaya karar verdiğini de ifade etmektedir.

Çarlık Rusya ve Sovyetler Birliği'nin sınırları kabaca örtüştüğü için öncelikle her türlü kafa karışıklığından kaçınmak gerekir. Putin, Sovyetler Birliği'nin değil, Çarlık dönemden kalan eski Rusya'nın sınırlarını yeniden tesis etmeyi arzuluyor. Putin'in Sovyetler Birliği'ni yeniden kurmayı hedeflediğini ifade eden tartışmalar sadece çarpıtma değil ama aynı zamanda tam anlamıyla yalandır. Çünkü Putin’in konuşması, SSCB'ye düşman olduğu ve Rusya'nın neredeyse tüm yönetici sınıf liderleriyle uyumlu bir şekilde, SSCB’yi Rus tarihinde geçici bir sapma olarak gördüğünü açıkça kanıtlamaktadır. Putin, Çar olmaksızın Çarlık Rusya'sı istiyor.


Bu amaçla Putin boylu boyunca bir tarihsel anlatı hazırlıyor. Şu anda bu anlatı sadece Rusya ve Ukrayna arasındaki ilişkilerle sınırlı kalmış olsa da, eğer Ukrayna’da başarılı olursa, Putin yönetimi bunu diğer eski Çarlık topraklarına da genişletecektir.

 

Putin’in argümanları

 

Putin'in Lenin'i ve Bolşevikleri suçlamak ve eski düzeni yeniden ayağa kaldırmak için kullandığı argümantasyon zinciri şu şekildedir.

 

(1) Ukrayna, fi tarihinden ta Bolşeviklerin iktidara gelişine kadar Rusya'nın ayrılmaz bir parçasıydı.

 

(2) Bu iddiaya göre “Modern Ukrayna tamamen Bolşevik ve Komünist Rusya tarafından kuruldu... Lenin ve yoldaşları bunu Rusya’ya zarar verecek şekilde yaptılar; tarihî Rus topraklarını ayrıştırarak ve Ukrayna’yı bu tarihsel topraklardan kopararak.

 

(3) Bu, Lenin'in ulusal politikasının sadece bir yönüydü. Stalin, Ukrayna'yı ve diğer Sovyet Birliği bölgelerini "özerklik" adı verilen bir düzen altında yeni kurulan Rus Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyetleri'ne dahil etmeyi amaçlayan farklı bir düzen istiyordu. Lenin ise bu fikre karşı çıktı ve birliğe ulusların ayrılma hakkının tanınması da dahil olmak üzere kendi kaderini tayin etme hakkı fikrini soktu.

 

(4) Brest-Litovsk Antlaşması'nın tavizlerinin tamamen gereksiz olduğunu vurgulayan rastgele bir ifadeden sonra Putin şu sonuca varıyor: "Lenin'in geliştirdiği devlet teorileri sadece bir hata değildi; deyim yerindeyse, bir hatadan daha da beterdi." Bugünkü Ukrayna, "Vladimir Lenin'in Ukraynasıdır".

 

(5) Lenin'in federalizmi, Çarlık Rusya'sının topraklarını devralmış bir devletin gerçekleri ile uyuşmuyordu. Bu nedenle "Stalin'in diktatörlüğüne hızlı bir kayışla" SSCB, tamamen merkezî üniter bir devlete dönüştü ve federalizm lafta kaldı. "[B]ütün bunlar, resmen ilan edilmiş ancak etkisi kalmamış yönetim prensiplerini sadece bir beyanata dönüştürdü."

 

(6) Eğer durum buysa, elbette ki 1991'de SSCB’nin çözülmesinin sorumluluğu Lenin'in omzuna yüklenemez, çünkü onun prensipleri ölümünden sonra uygulanmamamış oluyor. Bu nedenle Putin, başka bir adım atıyor: "Aslında," diyor, "Stalin'in tam olarak uyguladığı şey, Lenin'in değil, kendi yönetim prensipleriydi. Ancak Stalin Anayasa ile ilgili düzenlemeler yapmadı ve Lenin'in Sovyetler Birliği'nin temelinde yatan prensiplerini resmen revize etmedi. Dışarıdan bakıldığında, totaliter rejim koşullarında her şey iyi çalışıyor gibi görünüyordu ve dışarıdan harika, çekici ve hatta süper demokratik görünüyordu."

 

“Ve yine de, devletimizin temel ve resmi hukuki temellerinin, devrim tarafından ilham alınan mekruh ve ütopik hayallerden derhal arındırılmamış olması büyük bir ayıp. Bu tür hayaller, her normal devlet için kesinlikle yıkıcıdır." (Vurgu eklenmiştir.) Burada "mekruh" kelimesine dikkat edin. SSCB'nin çökmesinden tam otuz yıl sonra, bu Büyük Rus milliyetçisinin hâlâ komünizme karşı böyle kökten bir nefreti olduğunun bir işareti.

 

(7) Sovyetler Birliği'nin çöküşü, bu temelde Lenin'in kurduğu "devlet olma prensipleri"ne dayanır. Lenin, modern Rus tarihine dadanmış bir ecinni gibi görünüyor.

 

Eğri oturup doğru konuşalım

 

Putin'in çıkardığı sonuçlar olmasa da bu sonuçları dayandırdığı Lenin ve Stalin’in politikalarına dair değerlendirmesi, nedenlerine birazdan değineceğimiz üzere, gerici bir burjuva politikacısından ne kadar beklenilirse gerçeklere o kadar sadık. Yıllar önce  bir yazımızda izah ettiğimiz üzere Putin bir anlamda bir “burjuva Stalinisti”dir, ve tam da bu konularda Lenin karşıtıdır. Yani burada pek yeni bir şey yok. Yeni olan, SSCB’nin ilk on yılında iki lider arasındaki gerçekçi ayrımın şimdi, Sovyetler Birliği’ne musallat olan talihsizlik ve şu anki Rusya-Ukrayna çatışmasının nedenlerini açıklamak için oldukça sıkıntılı bir şekilde kullanılmasıdır.

 

İlk olarak üzerinde durmamız gereken konu, Putin’in Lenin’in politika seçimine ilişkin öne sürdüğü gerekçelerdir. Burada, kendi kendiyle çelişmektedir, bu da kasıtlı olarak yanlış bir argüman öne sürme emaresidir. Bir yandan, yalandan gerçekçi bir tarz kullanarak, "[i]lk bakışta, bu tamamen anlaşılmaz, hatta delice görünüyor. Ama sadece ilk bakışta. Bir açıklaması var. Devrimden sonra, Bolşeviklerin ana hedefi bedeli ne olursa olsun, ama ne olursa olsun iktidarda kalmaktı." şeklinde ifade ediyor.

 

Bu bir çarpıtmadır. Elbette, ilk proleter diktatörlüğünü savunmak ve emperyalist kapitalizmin saldırısına karşı ayakta kalmaya çalışmak Bolşeviklerin açık bir önceliğiydi. Ancak bunu sadece zaten elde ettikleri iktidara tutunarak yapmadılar. Hayır, dünya görüşleri ve programları baştan sona kadar enternasyonalizmle bezenmiş olduğundan, devrimi Rusya dışında başka yerlere de yaymak için mücadele ettiler. Sadece devrimci coşkuyu doğuya ve batıya yaymak için Komünist Enternasyonal'i kurmakla kalmadılar, aynı zamanda eski Çarlık imparatorluğunun diğer halklarını devrimci davaya kazanmak için sert bir şekilde mücadele ettiler. İşte Lenin ve Bolşeviklerin ulusal sorunda benimsediği ilkesel yaklaşım burada başrolü oynadı.

 

Ancak, argüman zincirimizin önüne geçmeyelim. Önce Putin'in bu konuda neredeyse anında kendisiyle çeliştiğini görelim. Bolşeviklerin ulusal politikayı diğer ulusları, başta Ukraynalıları, iktidarda kalmaya ikna etmek için kullandığını öne sürdükten sonra, hemen kendi argümanını yalanlamaya geçer: "Milliyetçileri memnun etmek, eski imparatorluğun çeperlerinde sürekli olarak artan milliyetçi hırsları tatmin etmek neden gerekliydi? Yeni, genellikle keyfi bir şekilde oluşturulan idari birimlere - birlik cumhuriyetlerine – kendileriyle hiçbir ilgisi olmayan geniş toprakları aktarmanın ne anlamı vardı?" (Vurgu sonradan.)

 

Ya Bolşevikler, iktidarda kalmak için Ruslar dışındaki diğer uluslara tavizler vererek ulusal politikayı kullanmış olabilir, bu durumda da tavizler gerekli olur, ya da bunlar gerekli değildir ("neden gerekliydi?") o zaman da "bedeli ne olursa olsun, ama ne olursa olsun iktidarda kalmak" şeklindeki "ana hedefleri"nden bahsedemezsiniz.

 

Tabii, bir istihbaratçı, tarihçilik etmek için en iyi aday değil. İstihbarat geçmişi olan güçlü bir liderin arkasında bu tür bir tarihsel söylemi yaratmak için bir tarihçi ekibi olsa gerek. Bu ekibin, Sovyet Bilimler Akademisi'nin geleneklerinde eğitim almış ve sonra restorasyonculara hizmet etmek üzere karşı saflara geçmiş çok saygın bir grup hain olduğu kesin. Kendilerine argümanlarında daha tutarlı olmalarını öneririz.

 

“Neden gerekliydi?” sorusuna yanıt olarak, bu kafası karışık tarihçilere sormak istiyoruz: Devrimi sadece Ukrayna'ya değil, proletaryanın sadece köylüler karşısında değil, göçebe kitleye kıyasla bile çok küçük olduğu Türkî ve Farsî Orta Asya'nın en uzak köşelerine nasıl genişletebildiler? Bu, Lenin ve Bolşeviklerin ilkeli ulusal politikası sayesinde mümkün oldu. Devrimi yaymak gerekliydi, sadece Orta Asya ve Kafkasya'da değil, aynı zamanda köylü ve göçebe nüfusların hakim olduğu geniş Asya ülkelerinde de.

 

Çarlık Rusya'nın Müslüman nüfusu sadece aşırı bir örnektir. Aslında, Lenin'in ulusal politikası Ukrayna halkı için de gerekliydi. Ukrayna'nın Rusya'ya "ait" olduğu düşüncesi, ezen ulusların tüm sözcülerinin önyargılarına uygundur. Onlar resmi sınırları, yan yana yaşayan fakat bazılarının diğerleri tarafından baskı altında tutulan farklı halkların varlığıyla karıştırırlar. Bu, Ruslar ve Ukraynalılar için geçerli olan durumdu. Dolayısıyla Lenin'in yaklaşımı kesinlikle haklıydı. Ukraynalılara eşit haklar tanımak, sadece resmi terimlerde değil, gerçekte, hatta ayrılma hakkını bile, işte o zaman bu iki ulus baskı ve sömürüden arınmış bir toplum inşa etme projesinde bir arada var olabilirdi.

 

Lafta kalan hayat buluyor: 1991 çözülmesi

Putin'in, Lenin’in milliyetler arasındaki ilişkiler açısından en demokratik devletin kuruluşuna olanak sağlayan teorileri üzerine yaptığı değerlendirmeleri artık geride bırakalım. Lenin, yeni devletin adlandırmasında "Rus" adını kullanmak isteyen Stalin ve onun ortaklarına bile taviz vermedi. Bu, modern çağda bir ulus veya hatta coğrafi bir alan referansı olmadan kurulan ilk devletti. Bu yazının yayınlanmasının ardından, Sovyet devletinin bu olağanüstü doğasını başka bir yazımızda irdeleyeceğiz. ("SSCB, ulussuz uluslar federasyonu: sosyalizme geçiş için en uygun biçim").

Şimdi Putin'in iddialarını çürütmeye devam edelim. Bunlardan biri Lenin'in Rusya'nın ezilen uluslarına verdiği bu "ödünlerin", önceki Sovyetler Birliği’nin tüm cumhuriyetlerin ayrılıp ulus-devletlere dönüşmesiyle Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açtığı iddiasıdır.

 

Bu iddia derin bir çelişki içeriyor. Bir yandan Putin, Stalin döneminde Lenin'in ulusal sorun ve 1924 Sovyet Anayasası ilkelerinin lafta kaldığını ileri sürüyor. Bu görüşü en güçlü şekilde ısrarla savunuyor. Diğer yandan ise, SSCB'nin çöküşünün suçunun Lenin'in mirası olan federalist yapıda olduğunu ileri sürüyor. Reddedilmemiş ancak boş bir kabuk gibi bir kenara atılan bir anayasa, tarihte görülen en hızlı parçalanmanın, hatta denilebilir ki tuzla buz olmanın, temel nedeni olarak nasıl kabul edilebilir? Bir ülkenin yöneticileri tarafından yıllarca dikkate alınmayan kâğıt üzerindeki yasalar, ülkenin bölünmesi kararında belirleyici rol oynayabilir mi?

 

Şu anda hizmetlerini Putin'in Büyük Rus milliyetçiliğini meşrulaştırmasının hizmetine sunan eski Sovyet tarihçileri, Putin’in bu iddiasını gerçek dışı, iflah olmayacak biçimde çelişkilerle dolu ve evlere şenlik bulduğumuz için kusurumuza bakmasınlar. Hayır, Sovyetler Birliği’ni parçalayan Stalin'in zamanından beri tamamen kağıt üzerinde kalan (aslında bu söylenen durumu doğru tarih etmiyor ancak bu konuya daha uzun yer vermemiz bizi makalenin amacından saptıracağı için bu konuya girmiyoruz) Sovyet uluslarının ve etnik gruplarının haklarının tanınması değildi.

 

Nedenlerden ilki, farklı cumhuriyetlerin bürokrasilerinin Sovyetler Birliği’nden ayrılma telaşıydı. Bu Sovyetler Birliği, bürokrasilerin hedeflediği üzere kapitalist özel mülkiyetin restorasyonunun önündeki son mevziiydi. İkinci faktör, Avrupa'nın ufuklarında yükselen ekonomik ve siyasi bir yıldız gibi görünen (ama sonradan bir yanılsamadan ibaret olduğu ortaya çıkan) Avrupa Birliği'nin cazibesinin, Sovyetler Birliğinin Avrupa’daki cumhuriyetleri çekim merkezi haline dönüşmesiydi. Üçüncü neden ise, Stalin yönetimi altındaki büyük Rus bürokrasisinin yeniden ulusal baskıyı arttırarak, Sovyetler Birliği'nden zaten ayrılma eğilimi içinde olan cumhuriyetlerin daha da fazla birlikten uzaklaşmasına yol açmasıydı.

 

Aslında görülüyor ki Lenin bir kez daha haklı çıktı: Eğer bir sosyalist devlet enternasyonalizmi gerçek bir eşitlik politikası benimsemez ve bu politikayı sadece biçimsel olarak uygularsa, o devletin geleceği ezilen ulusların ayrılma tehdidi ile karşı karşıyadır.

 

Bu, gerçek Bolşevik komünizm ile Büyük Rus milliyetçisi bürokrasi ve bunun günümüzdeki mirasçıları olan oligarklar ve siyasi liderlikleri arasındaki temel ayrımdır. Rus ve Ukrayna halkları, aralarındaki birliğin yeniden tesis edilmesi için maalesef Bolşevizm'in tekrar canlanmasını beklemek zorunda kalacaktır.