
Aşağıdaki belge, 7-8 Temmuz arasında toplanacak 2026 Türkiye NATO zirvesi münasebetiyle partimiz DİP ve EEK (İşçilerin Devrimci Partisi) tarafından örgütlenecek konferansa çağrıda bulunuyor. İstanbul'da gerçekleşecek bu konferans, dünyanın dört köşesinden çeşitli örgütleri emperyalizm ve onun sadık müttefiki Siyonizme karşı tereddütsüz mücadele edecek bir enternasyonal hareketin kuruluşunu desteklemek amacıyla bir araya getirmeyi hedeflemektedir.
İnsanlık tarihinin en büyük terör örgütü NATO, senelik zirvesi için Temmuz 2026’da Ankara’da toplanacak. NATO isimli terör örgütü, en son 2004 yılında ülkemize geldiğinde on binlerce insanın militan eylemlerle açıkça ifade ettiği gibi, ülkemize hoş gelmiyor. 22 yıl sonra ülkemizdeki yeni bir NATO toplantısı vesilesiyle bizler Hristo Rakovski Uluslararası Sosyalist Merkezi olarak ve ayrıca bu merkezin NATO’nun güney cephesinde, Türkiye’de ve Yunanistan’da mücadele veren iki partisi DİP (Devrimci İşçi Partisi) ve EEK (İşçilerin Devrimci Partisi) olarak, NATO ve dünya çapında emperyalizme karşı amansız mücadele vermeyi hedefleyen tüm örgütlerin toplanacağı bir konferans çağrısı yapıyoruz. Bu nedenle dünya genelinde tüm işçi sınıfı partilerini, sendikaları, anti-emperyalist örgütleri ve gençlik örgütlerini bizimle güç birliği yapıp, anti-emperyalizm bayrağını yükseltmeye çağırıyoruz. Çağrımız, Küba’yı ve Venezüela’yı ve İran’ı, Burkina Faso’yu, Nijer’i ve Mali’yi savunanlara, yoksulluğa, sömürüye ve zulme karşı Sri Lanka ve Bangladeş'te, Endonezya ve Nepal’de mücadele edenlere ve de en önemlisi Filistin’in şanlı davası için savaşanlaradır. Konferansın sonunda Filistin için özel bir oturum yapmayı da öneriyoruz. Çağrımız iklim değişikliğini durdurma davası için, kadınların kurtuluşu ve ezilenlerin kurtuluşu için savaşanlaradır. Özetle çağrımız, dünya siyasetine anti-emperyalist mücadelenin damgasını vurmak isteyenleredir.
Ülkemizdeki NATO zirvesine karşı yapılacak kitlesel protestolar elbette farklı güçlerin birleşik cephesinin ürünü olacaktır. Emperyalist terörün genelkurmayı olan NATO’ya karşı eylemlerde herkese yer vardır. Bununla birlikte, protestolara gelen herkesle omuz omuz durmanın yanında, Hristo Rakovski Uluslararası Sosyalist Merkezi olarak biz vesileyle, ana düşmanın emperyalizm ve onun siyam ikizi Siyonizm olduğu konusunda bizimle hemfikir olanlarla tartışabilmek ve umarız gelecekte sürekli eylem birliği içinde olabilmenin zeminini oluşturmak için bir vesile olarak görüyoruz. Hristo Rakovski Uluslararası Sosyalist Merkezi tutarlı bir anti-emperyalist çizgide amasız ve fakatsız uygun adım ilerliyor. Tam da bu nedenle benzer bir mücadeleyi vermeyi hedefleyen unsurları, birleşik anti-emperyalist cepheyi oluşturmanın ilk adımını birlikte atmaya çağırıyoruz.
Başını NATO’nun çektiği emperyalist terör bir kez daha dünyanın dört bir tarafında kendini gösterdi. En son gelişme ABD-İsrail’in İran’a yönelik gayrimeşru saldırısı oldu. Emperyalist barbarlığın zirvesi olan bu saldırganlık sadece İran’ı değil, Lübnan’ı da hedefine almış ve “uluslararası hukuk” dediklerinin son kırıntılarını da yok etmiştir. NATO desteğiyle ve askeri güce dayanarak gerçekleşen bu saldırganlık İran’a ve anti-Siyonist direniş eksenine diz çöktürmeyi hedefliyor. Bizler anti-emperyalistler olarak koşulsuz biçimde İran ve Lübnan’ın yanındayız.
Ukrayna’daki NATO-Rusya savaşı bu saldırganlığın bir başka örneği. On yıllar boyunca NATO’nun, aksi yönde verilen sözlere rağmen eski doğu blok ülkelerine doğru genişlemesi, Brzezinski’nin önerdiği stratejilere uygun olarak Sovyetler Birliği sonrası Rusya ve eski Sovyet ülkelerini sömürgeleştirme ve dağıtmayı hedeflemiştir. Kaçınılmaz olan gerçekleşip, Rusya NATO’nun nükleer cephesinin kendi sınırlarına konuşlandırılması olasılığına askeri güçle karşılık verince, NATO sahaya asker sürmek dışındaki bütün askeri imkanlarıyla Rusya’ya hücum etti. Bizim açımızdan mevcut çatışmanın amacı açık biçimde Rusya’ya emperyalizm karşısında diz çöktürmek ve belki de parçalayıp, sömürgeleştirmektir. Savaşın sorumluluğu tamamen, 2022 gibi erken bir tarihte savaşın sonlanmasını sağlayacak ve iki tarafın da anlaşmanın eşiğinde olduğu İstanbul görüşmelerini baltalayan NATO güçlerindedir. Bir yandan ABD, Rusya ve Ukrayna arasında görüşmeler devam ederken, diğer yandan ABD ve AB provokasyonları çatışmayı Moldova, Batı Balkanlar, Bulgaristan, Romanya, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’a taşımaya çalışarak, kısıtlı olduğu düşünülen Rusya’nın ekonomik kabiliyetini zorlayıp, onu tüm bu cephelerde savaşamayacak duruma getirmeyi hedeflemektedir. İşte tüm bu çerçeve, solda konumlanan bazı çevrelerin NATO ve Rusya karşısında tutundukları orta yolcu, her iki tarafa da eşit mesafeli olan hattın ne kadar utanç verici olduğunu ortaya koymaktadır.
Gazze’deki Siyonist soykırım kendi içindeki çatışmalara rağmen NATO kuvvetlerinin dünya genelinde oynadığı gerici rolün yeni bir kanıtıdır. AB’deki karar verici merkezin çeperindeki İspanya ve İrlanda gibi ülkelerin itirazlarını bir kenara koyarsak, NATO’nun Avrupa’daki çekirdeğini oluşturan Britanya, Fransa ve Almanya’nın yanında ittifakın güneydoğu cephesindeki İtalya ve Yunanistan Siyonist işgalciye “gönüllü” biçimde siper oldular. Her ne kadar son zamanlarda Britanya ve Fransa, iç siyasetin baskısıyla, mevcut İsrail hükümetine riyakarca ve mahcup eleştirilerde bulunsa da, iş ciddiye bindiğinde Siyonizmin çıkarlarını savunmakta bir an tereddüt etmemektedir. Bu Siyonizm yanlısı seferberliğin yakın zamandaki örnekleri olarak, İsrail’in 2025 Haziran’ında İran’a karşı başlattığı saldırganlık sonrası bu ülkelerin İsrail hava savunmasına verdikleri destek ve de bu ülkelerin İsrail’in Suriye ve Lübnan'daki düşmanlarını etkisiz hale getirmek için tutundukları saldırganca tavır gösterilebilir. Sözde ateşkese rağmen İsrail, NATO ülkelerinin örtük desteğiyle, Filistinlileri öldürmeye devam etmektedir. En son açıklanan Trump planı, Gazze üzerinde yeni bir çeşit sömürge oluşturmak dışında bir anlam içermemesinin yanında NATO ülkelerinin Gazze soykırımında üstlendikleri rolü tümüyle ortaya koymaktadır. Tüm bunlar ele alındığında, uluslararası solun çoğunlukla emperyalist ülkelerdeki ve de az da olsa Latin Amerika ve diğer coğrafyalardaki temsilcilerinin Hamas’ın ideolojik tutumu ya da 7 Ekim’deki El-Aksa Tufanı’na dair farklıklar sebebiyle Filistin halkına uzak durması akıl alacak bir şey değildir. Soykırım karşısında sessiz kalmak emperyalizm kuyrukçuluğundan daha beterdir, bu suça iştirak anlamına gelir.
NATO ve özellikle de ABD önderliğindeki emperyalist saldırganlık 3 Ocak’ta ise Venezuela’yı hedef aldı. Venezuela’nın egemenliğine karşı yapılan bu gayrimeşru ABD saldırısında, sayısız sivil ve asker emperyalist teröre hayatını kaybetti ve ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanı Nicolás Maduro eşiyle birlikte silah zoruyla kaçırıldı. ABD bu saldırganlığın yürütücüsü olsa da, NATO’nun Avrupalı üyeleri hem İran hem de Venezuela konusunda hemen hizaya gelmekten geri kalmadı. Venezuela ve İran’ın emperyalist saldırganlıkla karşı karşıya bulunduğu bu anda gösterilecek en küçük tereddüt bile utanç verici bir hal almıştır.. Biz devrimciler, emperyalizmin yenilmesi için mücadeleye girişmekte bir an bile tereddüt göstermiyoruz.
Savaşa karşı savaş!
Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun NATO!
NATO’dan çık, NATO’yu yık!
Gazze’de ve işgal altındaki Filistin’de soykırıma son! Kahrolsun Siyonizm! Nehirden denize özgür Filistin!
Emperyalizm, İran, Lübnan ve Yemen’den elini çek! Küba ve Venezuela’dan elini çek! Latin Amerika ve Batı Asya’da ABD emperyalizminin yenilgisi için ileri!
Sosyalist dünua devrimi için ileri!
